Free Web Hosting by Netfirms
Web Hosting by Netfirms | Free Domain Names by Netfirms



bölüm-2 kapak
Başa dön        Önceki Bölüm          Sonraki Bölüm


BÖLÜM-2 KONU İNDEKSİ
Eğitsel ve felsefi Mektuplar-1 Eğitsel ve felsefi Mektuplar-2 Kendisine yazdığı mektuplar Eğitim üzerine Milliyetçilik ve Atatürkçülük üzerine Sanat üzerine Mut sevgisi-rölyef üzerine Sevgi üzerine
Kurumsal Yazışmalar Şehircilik üzerine Dost mektupları-1 Dost mektupları-2 Dost mektupları-3 Özlü sözleri Şiirleri Eserleri




    MUT SEVGİSİ  RÖLYEF ÜZERİNE

EVRENSEL OLUŞUMDAN GÜNCELE
PANORAMİK BİR GEZİNTİ
    Olaylar, raslantının dingin ceninde sürüp giderken nasıl olduysa oldu! Düşünce belirdi. Adına insan dediğimiz canlının diğerlerinden tek farkı ve özelliği; aynı zamanda anlamı, direnci, tutunduğu dalı düşünce idi.
    Güneşi gördü, karanlığı duyumsadı, sonsuz boşluklarından korktu ürperdi, şimşekler, yıldırımlar, yağmurlar, seller; arkasından tekrar doğan güneş, gökkuşağı sarmalında ve tansık duyumlar, onu kamçılarken, binlerce anlaşılmazın labirentlerinde, ama cesur ve dirençli yalnızlığını sorgulamaya başladı.
    Belirsiz süregenlik içinde, milyonlarca yılların deneyimi ve belleğini de kullanarak, günümüze değin, ayakta kalmayı başardı..
Evrim sürüyordu......     
    Küçücük bir çocukken, Ermenek  Mut arasında, bazen beygir sırtında, bazen yayan, geceli gündüzlü gidiş gelişimde; toprakla, iklimlerle, gecegündüzle yakınlığımız uzun sürdü, tanıdık biz bizi, mutluluğu, mutsuzluğu yaşadık iç içe. Onlara sırlarımı verdim, onlar bana konuştular zamanlar içinde akıp giden zamanları...
    Göksu neden aşağılarda akar? Başlangıçta hangi yükseklikteydi? Daha ne kadar derinlerden akacak? Sonra sonra derken, zamanı biraz olsun geri döndüremez miyiz; az da olsa yatağını yükseltemez miyiz? Yükselirse neler olabilir, neler kazanılır, neler yiter?
    Belirli yerlerde betonla şutlar yaratılıp, sular kademeli akıtalabilse, görüntü tansığ olurdu ama, acaba faydalı olur muydu? Zor bir iş miydi? Geleceği nasıl etkilerdi?
    Bana göre Ermenek'ten Mut'a kadar doyulmaz bir peyzaj kazanılırdı. Mut'tan sonrası, tam bana göre bir beyin egzersizi, düşün düşünebildiğin kadar!!!
    Kösreli'li köyü geçilinceye kadar kısa sayılan bir ovanın libert sınırları sabitlense, yıllardır yapılan ve yapılacak olan yol onarımı karşılığı; neler kazanırdı..!!!
    Biliyorum, beni kınayacak, belki de gülüp geçeceksin. Ama bileceksin düşünce, milyarlarca yıllar öncesinden bizlere kalmış tek mirastır.
    Düşünüyorum. Düşünebileceksiniz. Düşündürebileceksiniz...
    Geçen yazımda, Mut yöresinde türbülans, suiaceryanlar, termik kaldırma güçleri, yamaç paraşütcülüğü, planör uçuşları küçük bir havaalanı konusunu açmıştım. Sanırım siz de hayali sevmiş, telefonla da olsa, yanıt verme gereksinimini duymuştunuz.
Biliyordum; siz de en az benim kadar Mut'u seviyordunuz, belde için gençliğinizi, kişisel değerlerinizi koymuştunuz. Ölümlü olduğumuzu, edimlerin kalıcı olduğunun da bilincindeydiniz.
    İşe, tabandan başlamamız gerekiyor:
1 Lisede bir havacılık kolu oluşturmak gerekiyor. Zaten kol olarak yönetmelikte vardır. Model uçak kursları, resim öğretmeni gözetiminde sürdürülebilir. Lisede, böyle böyle olayı üstlenebilecek birisi varsa çok iyi; yoksa, ben haftada bir veya iki kere, Mut'a gelir, sorumlu öğretmene yardımcı olmayı şeref sayarım.
2 Mut'ta Havacılık Kulübü kurmamız gerekiyor. Yerlilerden, emekli pilot, içtenlikli, aktif, meraklı, sporun her dalına yatkın kişilerden kulüp oluşabilir. Formaliteyi ben tamamlarım.
3 İlk defa yaza kadar <Yamaç Paraşütü> hazırlığını yapacağız. Ankara'ya ve çevre ilgililerine bildireceğiz. Çadır kurma veya barınma olanağını duyuracağız. Kulüp, rezarvasyonu organize edecek.
4 Önce Ulusal, sonra Artıulusal turizmi amaçlayacağız. Tesisler içinde hazırlıklı olmalıyız.
5 Türk Hava Kurumuna, Turizm Baknlığına ana projeyi <mutasavver> projeyi, belediye olarak duyuracağız. Turizm olanaklarından, ne dereceye kadar yardım edebileceklerini soracağız. Yine de biz yolumuza devam edeceğiz, sivil olarak.
6 İkinci etapta, planör uçuşları için, izin ve araçgereç isteyeceğiz. Alan düzenleyeceğiz, kabaca. Sartavul, kozlar da olabilir.
7 Bu küçük alanlara, sporatif küçük uçaklar da inip kalkabilmeli. Kabaca.
8 Hemen faaliyete geçebilirsek; 1998 turizm sezonu açabiliriz.
9 Almanya'da çalışan Mutlu'lardan adres'te toplayalım, yamaç paraşütü için gereksinim duyacağız.
Beni okudunuz, onaylayacak kadar yüreklendiyseniz, hodri meydan..!!!
Şıvgarlar ölmez. Korkaklar erken ölür. Deliler ölümsüzdür.
Lütfen bana izlenim ve duygularınızı yazarsanız sevinirim.
Yeni Yılınızı Kutlar, Öperim
E. Aydın
PLAN
1 Mut ovasının sulanması
2 Olabildiğince yeşile gidilmesi, asırlar boyu kader olmuş kıraç arazilerin boz renginin değiştirilmesi.
3 Halen Mut ovasında yapılmakta tarım, bahçecilik, hayvancılık alanlarında başarı ve başarısızlığın irdelenmesi, bağlayıcı çareler, öneriler istenmesi.
4 Mümkünse Mut'ta fakültenin denetiminde bir seracılık çalışması başlatılması.
5Günün bir bölümünde profesörler halkın sorularına açılmalı. Bu bir salonda veya pınar başında olabilir.
5 Mut'ta bulunan tarım kurumları bugüne kadar yapılmış ve yapılması kararlaştırılmış programları misafir uzmanlara sunulmalı. Çok dolu bir program hazırlanmalı. Onların vereceği ön kayıtlar üst kademelerce de makbul tutulacağı göz ardı edilmemeli.
E. Aydın
DR. ERMAN ARTUN DOST
    Karacaoğlan için sizi ve Yücel beyi de dinledim, dönüp dolaşıp, doğduğu, öldüğü yer çizgisine geldiniz. Evrensel kurguda değişmez bir kuram vardır. Bireysellik, toplumsallık, evrensellik. Her üçüde kendi ölçülerinde anonim olgusuna doğru döner. "Bir ağaç diken adam faydasız yaşamamıştır" öz deyişinde, bu adam kimdir diye sormuyoruz? Düğmeye basınca yanan ışık, ahizeyi kaldırınca aldığımız ses, onları bulanın adından önce, toplumun malıdır. İdeal olan da, yani ideal insanın amaçladığı doğrultu budur.
    Dinler de bu felsefeye göre mezar saltanatına karşıdırlar.
    İnsanı insan eden zekadır, teni değil. Kalıcı olan evrensel insana katkıdır. Şimdi konuşabiliriz, Karacaoğlan hangi çizgidedir?
Karacaoğlan bireysel midir? Toplumsal mıdır? Evrensel midir?
    Mut'taki relief panosu nedeniyle, bir Karaca oğlan tipi araştırdım, hiç olmazsa portre olarak. Eşek sırtında dağ taş gezdim, gezdikçe çıkmazlara düştüm. Görsel yapıdan uzaklaştım. Çünkü, Karacaoğlan duyumsallığa ulaşmış bir tipti. İşte Mut yöresinde, felsefesiyle, düşünce tarzıyla, davranış biçimleriyle birden çok Karacaoğlan'a rasladım, siz ne derseniz deyiniz, Karacaoğlan Mut'ludur. Pınarlara sordum içti dediler, çınarlara sordum geçti dediler.
    Bir Cuma günü, namazdan çıkanlar pınar başına birikmişlerdi, biz taşları yontuyorduk, sordular, duvarı ne kazıyorsunuz? Hafif alaylı, Karacaoğlan'ı arıyoruz dedim, kalabalığa döndü, bu adamlar deli mi ne, Karacaoğlan'ı şu çınarlardan neye sormazlar acep dedi, bir diğeri de, onu da yoksunlaştıracaklar zahir dedi. İnancım odur ki, bu adamlar Karacaoğlan'ı tanıyorlar.
    Adana'ya bir dönüşümde üç gün geçmiş çağların sanatına baktım, astekler mayaları onların totem anlayışlarını inceledim, sentezimi çağdaş bir anlatımla, halkın da hayal gücünü dağıtmadan, bir başka deyişle onu şartlandırmadan bu röliefi ortaya koyduk. Beğendiklerini de gözledik. Zaten sizler de bilirsiniz doğaçlama, akademizm'den burada fark atıyor. Son sözüm şudur, Atatürk, Edison, Yunus, Karacaoğlan bir portre değillerdir. Edim ve yankıdırlar. Saygılar, sevgiler.
E. Aydın, 25Eylül1992
ZODYAK (MUT) BİR ANMA GÜNÜ
    On Mart'ta, Mersin'in Mut kazasında bir ödül töreni vardı.
    Yazımın süregenliği içinde sizlerin de hak vereceği, dünyamız dışı bir olayın; ben ona "Zodyak" diyeceğim bir burçta bir araştırmacı gazeteci, Mut (Zodyak) belediyesi ve kaymakamlığıyla; beldeye kırk yıl önce kaysıcılığı ve turfandacılığı başlatan, Nail Türe'ye (ziraat öğretmeni) değişik kuruluşlarca onur belgesi verilmesini düşünmüşler.
    Günümüzde bütün dünyada, sen ben kavgasının güncel uğraş olduğu, silah seslerinin özlü bir müzik melodisi gibi dinlendiği toplumumuzda; böylesine övülesi, özverili, insanca, insana doğru düşünceler, davranışlar ancak uzay ötesinde (Mut'ta) yani Zodyak'ta geçebilir.
    Sıtkı Soylu, hıçkırıklarla toplantıyı açıyor. Belediye başkanı Selahattin Aslan'ın coşkulu ve açık anlatımıyla, Mut için kaysının turfanda sebzenin geçim düzeyini nerelere ulaştırdığını; Kaymakam ileriye dönük önerileriyle,somut örnekleriyle, daha nelerin yapılabileceğini; Sayın öncü ziraat öğretmeni Nail Türe'nin, kırk yıl önce başlattığı işin anotomisi ve aşamaları anılarıyla bezeyerek acı ve tatlı anlarını gönül kabarıklığı içinde dinledik.
    Toplantının bitiminde o kadar Mut'la dolmuştum ki, ayrılışta büyük insan Nail beyi, o Mut'lunun gönlüne sığmayacak kadar büyümüş evliyayı öperek, otobüsüme döndüm. Yol boyu, ağırlığını yitirmiş bir dünyalı gibi Adana'ya geldim.
    Ey Mut'lular, zamanların her kesitinde olduğu gibi ne kadar yücesiniz, bizler, o Mut ana'ya hizmette ne kadar eksik ve yoksunuz...
    İnsana, insanlığa koşan Zodyak'lılara bin şükran.
E. Aydın
SOYLU DOST
    Mut'tan ayrıldıktan sonra bütün yol boyu, senin çok içtenlikle anlattığın ansiklopediyi düşündüm. Aslında ben yükseklikleri hep severim. Böylece tabana değgin olacağını umduğum eylemlere gönül veririm. İsminden de anlaşılacağı üzere Yaver Efendi çok seçkin birisi imiş. Devletin üst düzey danışmanı.
    O soydan tanyabildiğim kişiler de hep yaratma gücüne, ileri görüşe yatkın müteşebbis karektere sahip zatlardı. Okullara sığmayacak kadar zeki, şahsına özgü bir derinleşme özelliğiniz vardı. Bir de direnç gösterip üniversiteye uğrayabilseydin, hiç olmazsa Türkiye yönetici sıkıntısından kurtulurdu.
    Yıllar önce Karaman'da işletmecileğe başladın, iyide gidiyordu, o sıralarda Yunus'u Karaman'a taşıdın, yerleştirdin, benimsettin, öyle büyük bir olay başlattın ki, hala Yunus Eskişehir'le Karaman arasında gezinir durur.
Mut'a taşındın yaralı bereli, Mut gibi küçücük bir yerde matbaayı kurdun, oturttun, şimdi bir fonksiyonu ve yeri var. Ne sıkıntılarla bu çizgiye matbaayı getirdiğini ben de biraz bilirim. Bugün senin sayende Mut'un gözü kulağı var.
Karacaoğlan'ı Mut'lu etmek için ne emekler verdin, kendini bile ikna ettin,  Mut'a yerleştirdin, ev yaptın, bark yaptın, mezar yaptın, sevebileceği her şeyi getirdin, dört dörtlük ön çalışmaları yıllarca bilimsel çizgide ortaya koydun, binlerce sayfa tutar yayınlar oluşturdun, mevsim mevsim araştırmacıları Mut'a gelmeye özendirdin. Evet Karacaoğlan Mut 'ludur ibaresi dibağçeye geçeceği sırada, aradan çekiliverdin, Mersin'e taşınmaya kalktın Karaca oğlan'ı öksüz ettin ettin. Yaptıklarının yüceltisini hiçe sayarak particiliğe soyundun. Particilik hiç bir iş yapamayanların son yükseliş umarları değil midir?
    Göz kendini görmez derler, sen de hiç mi hiç kendini göremiyorsun. Şimdi de bir ansiklopedi diye tutturmuşsun, lebideryalarda boğulmaya hazırlanıyorsun. Gardaş sana Mut'lunun gereksinimi var, lütfen yerini bil ve yaptıklarınla derinlemesine meşgul ol. Karacaoğlan'ı iyi yakalamıştın, onun üzerine yoğunlaş, kitaplığını kur, müzesini kur, derneğini kur, folklor ağırlıklı dernek kur, vakıf kur, Karacaoğlan'ı pınar başına getir, sevenler dağlarda aramasınlar pınar başında arasınlar. İnsanlar akla yatkın yalanları severler. Mut bir dergah olsun sen de piri, senede bir kaç gün sevenler gelip uğrasınlar. Yeterki sen isimsiz kahraman olmayı, anonim olmayı kabul et, üst tarafı kolay.!
    Sana Sirono'dan bir tirat; Felsefeyi severdi, Fizikten'de anlardı, şairdi, musiki de bir hayli behresi vardı, yaman bir silahşördü, zavallının Sirana Dö Berjeraktı adı, herşey olayım derken, hiç bir şey olamadı.
    Bu mektubu niçin yazdığıma gelince; Şunu bilelim ben çok akıllı birisi değilim, yıllarca öğrenci başarısını kendi başarısı gibi üstlenmiş bir hindiyim, seni sevdiğimi söyleyeceğim, içeriği beğenmeyeceksin, düşüne düşüne, bir başkasının yazamayacağı kadar öze inerek yazdığıma göre bunda bir iş var. Beni anlamayı dene. Öper işlerinde başarılar dilerim.
E. Aydın, 15Haziran1993
SAYIN BAŞKAN MERİÇ ALKAN
    Mersin Lisleliler derneği bültenini hep alıyorum. Keyifle okuyorum. İçimde bir yücelti duyumsuyorum ayırımına varamadığım..!
Zamanımızda sevmenin bir ticaret aracı olmasından mı nedir, yaşayamıyoruz o eski sevgileri.
    Bu düşüncelerle içli dışlı olurken, bakıyorsunuz evrensel insana doğru yekesini kırmış pupa yelken giden bir avuç gönül adamını, hemen yanı başınızda tanıdık, çağırgan gülümsediklerini duyumsuyorsunuz. Şaşırıyor içinizde anlatılmaz karmaşa, seyirlik bir dramaya dönüşüyor.
    İçten söylenen bir istiklal marşı veya onuncu yıl marşını, her dinlediğimde dola dola ağlarım ben. Erkekler ağlamaz dense bile.! işte öyle bir şey.!
    Hani zaman zaman radyolarda, televizyonlarda izlediğimiz T.E.M.A. vakfı reklamlarına da ağlarım. Hem de o kadar içten inanarak ağlarımki, güçsüzlüğüm nükleer güce dönüşür.
    Ben Mersin'in Mut ilçesi doğumluyum. Çok su kaynaklarımız olmasına karşın, Mut'a giriş yeşil değildir, bozkırı andırır.
Geçen onüç şubat sevgililer gününde, Tarsus 'un Berdan barajında, İçel Sanat kulübünden gelen bir gurupla sofradayız, güle oynaya içiyoruz. Senihi Vural Mut'un antik kalıntılarında, o güzel anlatımıyla bizleri soluk tutumu gezdiriyor. Günün bitiminde ben orada konakladım ve sevgililer gününde Mut'a yeşil bir bürüncekiçerikli, orunlara gönderilmek üzere yazı, taslakları hazırladım.
Ardıl günlerde, başlangıç olsun diye 1000 ağaçlık başvuruda bulundum. Sağ olsunlar oluşturdular. Şimdi ikinci bin için sonyazı bekliyorum
    Saha önce Mut'tan iki öğrenci okuttum. Şimdi resim öğetmeni oldular. Sizin bülteni, satır aralıklarına kadar okurken içimden bir ses neden olmasın dedi.
    Olanaklarımı zorlayıp sizlere de ulaşmağı düşlüyorum. Böylece insanın insanda büyüdüğünü edimlerinizden esinlenerek geç de olsa algıladım.
    Dünyamız bir tane. şimdilik gidecek başka bir yerimiz yok.! Çağlar boyu yetişmiş insan onu kemirdi, kemiriyor.! Kendi kendimi sorguluyorum. Acaba önce yedeği olmayan evimizi mi kurataralım, yoksa çoğuldaki insanı mı?
    Önce beni okuduğunuz için, sonra bitmeyen ve bitmeyeceğine yürekten inandığım insana dönük çabalarınız için binlerce teşekkürler.
E. Aydın, 21Haziran2000
SAYIN DEKAN
    Ben Mersin'in Mut kazasında doğdum. O beldeye kendimi borçlu hissediyorum. Sizin de malumunuz olduğu üzere, Mut'ta pınar başında, insan gücünü aşan otuzbeş metre kare alanda Karacaoğlan anısına bir röliyef oluşturdum. Açılışta Çukurova Üniversitemiz de şeref misafirimiz olmuşlardı.
    Şimdi ise belki asırlardan beri çırıl çıplak olan sonsuz ovamıza izvendi barajından sulama kanalları gelmek üzere, yeniden oluşacak tarımsal peyzajın oluşumuna fakültenizin katkılarını içten arzu ediyorum. Kanıma göre üniversitelerin çevreye bu tür katkıları görevleri çizgisindedir.
    Acaba yakın bir tarihte, Ziraat Fakültesi üniteleriyle, Mut'a bir kısa gezi yaparak, oluşuma fikirlerinizle de olsa bir katkı olanağı sağlayabilirseniz, beldeyi minnettar kılarsınız. Organizasyon için emirlerinizi bekliyorum.
E. Aydın
SAYIN BAŞKAN SELAHATTİN BEY
    Bugün gazetede sizinle ilgili bir haber okudum ve bin coşku bin umutla daktiloya sarıldım. Gerekçem de gayet açık, siz köklü ve soylu bir aileden geliyorsunuz, atalarınızın iyiliği efsanelere karıştı artık. Bizim kuşak ve ben de  onların bin bir iyiliğinden nasibimizi aldık. Siz hangi metotlarla bu makama gelmiş olursanız olunuz, sağ duyu ve us görü sizi göreve çağırdı. Buna inanıyorum.
    Gerek size uzun uzun anlattığım sempati gerekse, halk partisine değişmeyen yakınlığım, başarılarınıza çağdaşlık çizgisinde bir şeyler katabilmek umudu depreşti. Ben pilot olmağı sevmem, iyi, diyalog ve moral verici bir yolcu olmağı yeğlerim. Öğretmen olmam nedeniyle bu böyledir.
    Mut kalesini restore etmek istemişsiniz. İşte coşku burada, asırların ötesinde bir mesaj var bir sava, müjde....!
Kalenin içinde çağdaş hatta çağüstü bir anfitiatr
İçimde, kapsamlı şölenlerin yapıldığı, her türlü kültür etkinliklerine açık, kendi yağıyla ayakta durabilecek, Mut'lumu mutlu edecek bir anfitiatr....
    Şimdi yine düşünüyorum, size aşağıdan yukarıya gelecek önerileri, karşısındaki, davranışınızın ne olacağını  ?
Eğer duvar yani sur yaptırımına angaje olmamışsanız, işi yerli ve yabancı düşünürlerin düşüncesine ve yardımına açalım. Çarıklıların da fikrine saygı duyarak, böylesine görkemli ve antik  kentin dinlence yerini yapmağa soyunalım. Diyeceksiniz  ki, bu işe devletin parası yetmez !.Benim kanımca mesaj güzel ise, milyonlar karşımızda dans edecektir. Dünya eskisi gibi küçük değil.
    İyi ayakkabı insana yol yürümeyi öğretir.
    İşiniz kolay değil, ama sizde büyüksünüz. Başarılar diler öperim.
E. Aydın, 3Temmuz1992
SEVGİLİ BAŞKAN
SELAHATTİN ASLAN
    Seçilmişleri sorunlarını bildiğim için, doğduğum beldeyi sevdiğim için, bu hizmet aşığı dostu kalıcı ve evrensel çizgiye çekmek için karınca kararınca çaba vermek istiyorum. Seçilenler bir gün bir ayak oyunu ile giderilebilirler. Ama bıraktıkları hizmetler kalıcı ise ünleri daima yaşar. İleri dönük hizmetlerin hepsi parayla olmaz. Para ile herkes birşeyler yapabilir. Ticarete yeni atılan yaşlılar, ah param olsa derler, para herşey değildir bu ülkede ticaret yapmak için. Yeterki işe başlamadan iyi bir etüt inceleme yapılsın, sıfır sermaye ile yapılacak o kadar büyük işler vardır ki, yeterki özveriyle eğilinsin.
    Son sizin kabul ettiğiniz ziraat büyükleriyle uzun uzun bunu konuştuk. Size tümce başlarından alıntılar sunacağım:
Mut'u yeşillendirmek için hiç çaba verilmemiş, hep ikincil kılınmış. Mevsiminde Milli Eğitim çapında bir prosüdör hazırlansa, belli alanlar gösterilse, her yıl her öğrenciye bir fidan dikme fırsatı ve fidanı verilse, dikim alanları topluluğun denetimine sunulsa, oraya pikniğe gider gibi ellerinde birer pet şişesi ile gitseler, su verseler, bakımını yapsalar, benim ağacım, benim fidanlığım demelerine fırsat verilse yeşile ulaşılmış olmaz mı? Fidanların başlangıçta çok soylu olması gerekmez, akasya gibi arsız, susuzluğa dayanıklı fidan değil tohum serpilse yeşil Mut'u yakalamak o kadar zor değil.
    Üniversitelerin bu ilgisi üzerinize iken, onları Mut'a çekmenin, onlardan bir sağmal inek örneği faydalanmanın zor olmadığını düşünüyorum. Sizi canı gibi seven ve yanınızda olmayı steyen Ethem Aydın, eğer isteseniz kalıcı bir çok işi başlatabilir. Ama üzülerek söylemeliyim aramızda diyalog kopukluğu var. İstemez gibi, hatır için gibi bir havaya giriyorsunuz. O da beni yoruyor.
Size Tıp Fakültesini getirebilirim, köylere kadar sağlık taraması yaptırabilirsin.
    Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar, bilhassa Heykel Bölümünün son sınıf öğrencilerini ve öğretmenlerini boğazı tokluğuna getirebilir, pınar başındaki taş duvarları dantela gibi işletebilirim. Siz birgün seçilmeyebilirsiniz, ama Mut'a vurduğunuz damga dillerde kalır.
    Mut insanı güzel şeylere layıktır. Bir gün bir yörük göçüne rasgeldim Silifke'den çıkışta, onlarla uzun uzun yürüdüm, konuştum. Laf arasında Durmuş ağa bu göçler yorucu olmuyor mu? Nerde kaldıki bütün ihtiyaçlarınızı taşıyamazsınız dedim. Cevabını hiç unutmam ve her fırsatta anlatmaktan zevk duyarım. Efendi bizim yiyeceğimizi, giyeceğimizi şu beş eşek taşır, ama zevkimizi şu yedi deve taşıyamıyor.
Tekrar yineliyorum, size hizmet benim için zevktir ve zevk olacaktır.
Öper, işlerinizde başarılar dilerim.
E. Aydın, 20Nisan1993
SAYIN ASLAN
    Mut'taki çeşitli ve çok yönlü etkinlikler öteden beri hep ilginçtir, nedendir bilemiyorum. O seranomileri izlemek isteyenlerin sayısı hep yüksektir. Silifke şenlikleri sıradandır da Mut'unki orijinal ve otantik bulunur. Bu aşa ne karıştırdığınızı bir türlü ben de çözemedim.
    Bundan sebep bu yıl hariç, ben hep bir istekli çevresiyle şenliklere katıldım. Çok da hoşnut oldum. Geçen yıllardan beri birçok gönül adamı benden Mut festivallerine götürülmelerini istedi. Bu yıl ise, istekler büyük üst düzey dostlarla elliye ulaştı. İlk iş olarak yerleşim için otele telefon açtım. Ağzına kadar dolu olduğu söylendi. Yakın hısım akrabam da olmadığı için üçgün, dolu dolu üç gün için yatacak yer bir büyük sorun oldu.
    Ben de Antalya'ya bir tura katılacağımı bildirerek işin içinden sıyrılmağa çalıştım. Yine de Mut'a geldim, ama içimde kendi adıma bir eziklik duyarak, çağrılı dostlara rastlamamağa çalışarak...
    Şu siyasiler bitirim insanlar, ilerleyen topluma birşeyler verebilmek için bazen de çoğunlukla herşeylerini ortaya korlar. Bir iyilik et denize at, bir bilen olur örneği misafir barındırma kapasitesi küçük bir Mut'a bu kadar devlet ricali geliyor, geziyor, yiyor içiyor, eğleniyor ve mutlu olarak ayrılıyor! Binlerce şükran, binlerce teşekkür, hayranlık sana...
    Bu olanlar benim ölçütlerime göre insanüstü şeyler. Yapılan işlerin bir de Mut'luya katkısı varki saymakla bitmez. Gözümü yaşlarla dolduruyorsun. Öper başarılarının devamını dilerim.
E. Aydın, 14Haziran1993
SEVGİLİ SELAHATTİN ASLAN
    Akşam Adana'ya geldim, ilk işim size yazdığım mektubu aramak ve okumak oldu. İnanır mısın, bazı tümcelerin ne demeye geldiğini ben de anlayamadım, taslak yazıları aradım, çoktan çöp sepetine gitmiş. Uzun uzun düşündüm, bazı düzenli işler gibi gözüken, motor güçler, acaba iletişimi nasıl sağlıyor, yapıdaki bütünlüğü nasıl koruyorlar?!
    Haftada en azından yirmi yazı kaleme alırım; İnceleme, eleştiri, betimleme, mektup, şiir, bilimsel içerikli, kısacası bütün gün elimde kalem var. Yazacaklarımın vazgeçilmez ana temalarını belirler, çoğunluğu üniversiteli genç gönüllerin önüne korum, daktilo ederler. Bir bir okumaya hiç zamanım olmaz imzalar postaya hazırlarım.Bu tutumdan idarecilikte de başım sık sık ağrırdı ama yukarda onu bir okuyan, zaman zaman geriye gönderen olurdu.
    Bürokrasi de bu değil midir? Ama ben beceremiyorum. Onbeş gün önce size yolladığım mektubun, benim bile anlayamadığım yerleri var, (ne manaya geliyorsa, sizden çok çok özür diliyorum). Başınızı karıştırdım.
    Müderris hoca Mut'ta yaşadı, aydın bir din adamıydı, bilime saygılı ve tutkuluydu. Kadın kimliğine evrensel bakardı, kendi kızlarını taaaa o günlerde dükkanda çalıştırırdı, okumak isteyen köylülere daracık ve kalabalık olan evini yatılı barınmalı açardı. (Oyladınlı doktor Mehmet bunlardan biridir). İlk türkçe ezanı 1928'de ilk okuyan hocadır. Tabii Mut'ta.
    İstiyorum ki olayların, raslantıların darmadağın ettiği yuvadan arda kalan bir avuç mekanı, anılarıyla bağdaşık, örtüşen bir çizgide Mut'luya Mut'lunun mutluluğu için, bir çekirdek kuruluş haline getireyim. Yapılacak iş anonim olsun istiyorum, isimler silinir, edimler yaşar.
    Vakıf kafamda bir idedir, düzenli ve özveriyle başlatılabilirse çığ gibi büyüyebilir. Nasıl uygulanacağına gelince, benim kafam ve gücüm yetersiz kalıyor. Evet ben hayal bahçelerinde dolaşırım ama fikir utopik değil sanıyorum. Mut'u insanıyla, kültürüyle çok sevdiğini biliyorum, Büyük Millet Meclisine çekilip gitmeye öykünmediğinden de bu belli. Lütfen iki satır yazarsan sevinirim. Öperim.
E. Aydın, 2Aralık1995
SELAHATTİN BEY DOSTUM
    Adana'dan ablamı Ermeneğe götürmek için yola çıkmıştım. Ermenek minübüslerinin hareketine biraz zaman vardı, sizin ortaya koyduğunuz bir soylu işi daha kısmen izlemek olanağı buldum.
    Seranominin kotarılışı, iyi bir sosyal demokratın, aynı zamanda ne olup ne olacağını da vurguluyordu. Sizi sade bir Mut'lu olarak kutlar,kucaklarım.
    Demek ki varlık, aynı zamanda soydan gelen özellikleri artı idenin oluşumuyla ne övülesi çizgiler yakalıyor!
Sizi gören herkes, geçmişten tortulaşmış inançları olsa da Mut'a katkıda bulunmak istiyor. Ata nal çakıldığını görmüş kurbağa ayağını uzatmış örneği bende, hanın bitişiğindeki 200 metre civarındaki baba arsasını Mut'luya kalıcı, yararlı bir hale getirmek istiyorum. İlk aklıma gelen sizin de yardımınız ve katkınızla (yani önce belediye sonra kişi olarak) bir vakıf geliştirmeyi kafama koydum, arsa küçük ama bir işe yarar sanıyorum. Karınca kararınca, altta iş yerleri bir kitaplık, üste onbeş öğrenciyi barındıracak yurt acaba kendi yağıyla kavrulabilir mi? Lütfen sağlam bir kafayla düşün, eğer lütfedersen vakfın içinde sen de olmak üzere, bir başvuru geliştirmeme sıcak bakar mısın?
    Eğer olumlu yanıt verirsen tapuyu hemen üstüme alıyorum ve düşünceye açıyorum. Yanıtınızı bekleyeceğim, ama lütfen gri renk kullanmayınız. Siyah, beyaz veya alternatif fikirler.
    Öperim, işlerinizde başarılar dilerim.
E. Aydın, 6Kasım1995
SELAHATTİN BEY DOSTUM
    Meğer sevgi ne güçlü bir yapıştırıcı, ne güçlü bir itici güç kaynağıymış. İnsanlarımız çoğunlukla sevgiden yoksun yaşadıkları için kişiliklerini ortaya koyamadan ölüyorlar.
    Şu, başkanlığa geldiğinizden bu tarafa sizi yakından tanıma fırsatı buldum. Eğitimden çok, muhterem atalarınızdan getirdiğiniz yüksek hisler Mut 'un ve Mut'lunun gönlünü fethetmiş, bu zükreden olmak üzere bizlere de ulaşmıştır. Köhnelmiş, kül tutmaya yüz tutmuş yoksunlaşmış ruhlara dinamizm kazandırıyorsunuz, memleket yurt sevgisini ne güzel de insanlara empoze ediyorsunuz!?? Bir Nail beyi şu seranomiyle onore etmenin ne ulaşılmaz bir kadirbilirlilik olduğunu bilmem duyumsayabiliyor musunuz?? Bugüne değin bana yaptığınız iltifatlar, hele hele adıma bir sokak ismi verme fikriniz, kendi kendime biçtiğim değer yargılarını alt üst etti, zihni dengemi bozdu, uçar gibi vede yollarda bunu düşünerek, zaman zaman da yüksek sesle konuşarak Adana'ya geldim, bu geceyi de Mut'ta geçirmeyi düşünüyordum ama, kendimi havasız kalmış gibi hissettim. Sevgi havuzunda ve selinde boğulur gibi oldum, umarı kaçmakta buldum.
    Ben Mut'ta o kadar övülmeye layık olmuş kişiler tanıyorum ki, sıranın bana gelmesi olanaksız diye düşünürüm. Sizden dileğim listenizi bir defa daha gözden geçiriniz. Hakiki kristalleşmiş değerlere ödün vermeden haklarını verelim. Ben bir Atatürk çocuğuyum, görevimiz onun izinde olanları kullanmak, yapabildiğimiz çapta yardımcı olmaktır. Bundan büyük zevk mi, şeref mi olur?!.. Bence nefer olmak bu ideo'nun en iyi anlamı olacaktır. Saygılar sevgiler sunar öperim.Benim gönüller fatihi dostum
E. Aydın, 10Mart1995
SELAHATTİN BEY DOST
    Zaman ilerledikçe galiba yaşamışlığın bilincine daha çok varılıyor. İnanın uygarlığa o kadar çok borcu varki, hangisi öncül, seçke olduğuna karar vermek zor oluyor. Bu yüzden karar verilen işler daha çok güne ait, belkide ikincil oluyor.
Teknoloji daima bilgiden çok önce gelir, sonra, bilgi, bu olgunun nedenlerini araştırırken kalıcı ve kullanımlı çizgiyi yakalar, insanlığa sunar. Bundan neden hep Amerika'yı tekrar tekrar keşfetmekten kurtuluruz.
    Düşüncenin ürünü de böyledir. Yaşayanlar geçmişin belleğini kullanarak ateşi, ışığı, makineyi buldurlar.
Düşünce çabuk ürün vermez. Onun için bunlar toplumda pek etkili, aktif değildirler. Sanatçılar, şairler, bilgeler bir toplumda asalak gibidirler. Ellerinden iş gelmez, siyasi olamazlar, tüccar olamazlar. Yunus, Karacaoğlan örneği..!
Yasak koyucular, siyasiler, uzgörü veya öngörü sahibidirler, veya öyle olmak durumundadırlar. Onlar toplumun dününü, yarınını, yarınlarını da hesaplamakla sorumludurlar. Bir proje ortaya konursa, gelecekte onu da sıraya koyan bulunacaktır.
    İyi, yumuşak tabiatlı, ileri görüşlü, seçkin bir yapınız var. Sayınız çok değildir.  Onun için sizin havacılığı başlatmanızı candan istedim. Yarın geç olabilir. Bir Selahattin Aslan bulunmayabilir. Başlanırsa sürdürenler olur. Mut da, Mut'lu da buna layıktır.
E. Aydın
SELAHATTİN BEY DOSTUM
    Sevgililer Günü: Kendi kendime sordum, ana yok, baba yok, şu yok, bu yok. Tez elden kendime bir sevgili aradım, sanal da olsa buldum. Mut'u seviyorum!
    Hemen sevgiliye bir bürüncek aradım. O da, senin misyon ve vitrininde gözüktü.
    Mut, yeşile hasret, Selahattin Aslan da, yüksek hizmetlere hasret. Buldum buldum, haydi Mut'u yeşertelim.! 
    Başkan, Mut için çok büyük işler yaptın, yapacaksın da. Sıra Mut'u renklendirmeye geldi diyelim.
    Tam zamanıdır. Bir kampanya başlatalım. (*) Kaymakamı da yanınıza alırsanız; dört dörtlük, ölümsüz bir şölenin öncüsü olunur.
    Mut dışındaki Mut'lular, okullar, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşlar, bankalar, gönüllüler, partililer.
Belediyenin, biriki gecede belirleyeceği kamu arsası ve sahipsiz alanlar, kaba taslak isimlendirilir. Sonra da duyuruya geçilir.
Şölen valiliğe, fakültelere bir yazıyla sunulur. Artık istim sonradan gelsin.!
Doğrusu ya, bu şeref sizin soyunuza yakışır, ölümsüz bir şeref.!
Atatürk ölmedi, Selahattin Aslan'lar yaşıyor, yaşayacak, yaşamalıdır.
Organizasyon için yalnız kalacak olursan, beni de çağır.
Sizi yüceltmek, insanlığı yüceltmektir.
Haydi,insana doğru yelken açalım.Bugra sefer
Dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar, güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar. Lay lay.....
Öperim, sizi ve Mut'u seviyorum. Başarılar.
Yeşilin maviyi aşkı yeretmiş içimde. Ama, şiirsellikten öte birşeyler yapmak gerek.!.
Ethem Aydın, 22Şubat2000
SAYIN FEVZİ AYTEKİN
ÇEVRE BAKANI
    Cumhuriyet gazetesi, 27ŞubatPazar günü kısacık, özlü, evrensel, siyasetten arınmış bir yazınızı okudum. Bence bu yazı son dönemlerde gelip geçen parlementerler arasında; yeşil yoksunluğuna, anlaşılır bir dille seslenen ilk çığlık oldu.!
Ben Mersin'in Mut kazası doğumluyum. Toprağı bitek, suyu var, yeşili eksik. Belediyeler ne kadar iyi niyetli olsalar da ülke çaplı bir ağaçlandırma çalışmasına gereksinim var. Siz reçeteyi ortaya koydunuz, büyük düşünceler, anlayanları da bulacaktır
Sizin değerli yazınızı Mut'lu olarak, belediye başkanımıza bir faksla duyurdum. Sanırım çok sevindiler.
Bir emekli öğretmen olarak, size en içten sevgiler, saygılar sunarım.
    Haziran'da kaysı bayramı şenliklerinde, doğa aşığı, Sayın Fevzi Aytekin'i  de aramızdan görmekten Mut'ta mutlu olacağız.
Saygılar, sevgiler.
E. Aydın
SAYIN BAŞKAN
SELAHATTİN ASLAN
MUT'UN AĞAÇLANDIRILMASI ÜZERİNE
DÜŞÜNCELER:
    "Bugün yirmi üç Nisan. Çocukların, çocuksuların, çocuklaşanların hoş görüleceği gündür". Bu nedenle olsun, beni bağışlayacağınızın umusuyla yazıyorum.
    Yüksekliklerde fırtına güçlü eser. Bunun da bilincindeyim, başkanlar olaylara makra bakmak durumundadırlar. Bense sorumsuz, hayal kuran, sonra da kurduğu hayale kapılan bir sanatçıyım. Tıpkı olması gerektiği gibi.! 
Bir ağaç diken faydasız yaşamamıştır özdeyişinden yola çıkarak; Orman Bakanlığına bir dilekçe yazdım. Bin ağaçlık bir pafta göndermişler. Bedelini ödedim.Sizden dileğim: Paftada işaretlenen yerin, şehir peyzajında, yani sizin öncelikli bulacağınız bir alana kaydırılması için ilginizin verimli ışığının devreye girmesidir. Lütfen beni bağışlayan, hoşgörü mesajınızı bekleyeceğim.
    Öperim.
Ethem Aydın, 23Nisan2000
BELEDİYE BAŞKANI
SAYIN SELAHATTİN ASLAN
    1935 yılında, ortaokula gidiyorum diye Mut'tan ayrıldım. Türkiye'yi öğretmenlik gereği arşınlarken, kimliğimi yitirdim gibi geliyor bana...!
    Gerçi, bir etkinlikte bana bir hemşehrilik belgesini büyük bir kadirbilirlilikle verdiniz ama, gene de kendimi eksikli buluyorum. Doğup büyüdüğüm, onun dostluk şemsiyesi altında bugünlere ulaştığım Mut'a, borcumun ağırlığını duyumsuyorum.
Dileğim; Sizce uygun görülecek bir alana, 2000 ağaç diktirmek istiyorum.
    Ederini, hemen belirleyeceğiniz adrese göndermeye hazırım. Yeterki sizin, koruyucu, yol gösterici onayınızı alayım.
Bu bir gönül işidir, bürokatlarımız şimdileri duyguları pek değerlendirmiyorlar.
    İşinizin ne denli yoğun olduğunu biliyorum. Cesaretim ve güvencem, sizdeki sevegen, iyi yürektir.
Alo makinesiyle de olsa, yanıtınızı beklerim.
Selamlar, sevgiler, saygılar.
E. Aydın, 16Ocak2001
SAYIN SELAHATTİN ASLAN
    Varlıklar, galiba aldıkları isimlerle özdeştirler, belki de biz özdeşliği sıfat olarak seçmeyi seviyoruz.
Soyadları böyledir, onu bir çok nedenle biz seçeriz, bazen bir eksiğimizi, özlemimizi anlatmak isteriz.
"Aslan" geçmişten günümüze; güçlü, gölgeli, kişilikli, güvenilir,  birlik ve beraberliğin vazgeçilmez simgesi.. vs..vs..
Düşünceye giriş: Türkiye genelinde, ayrıcalıklı, Cumhuriyet ilkelerine yürekten bağlı Mut'lunun çağdaş, siyasi seçeneğini, etiğini, bütün zorluklarına karşın korumuş, kollamış, yansıtmış olunması, sanırım gelecekte yapabileceğinizin güvencesi olduğu kadar, bir fani için büyük bir onur olduğunu düşünüyorum.
    Yazıya girişimin, kişisel bir amacı olmadığını, ancak toplum kirlenmesinden sorumlu olduğu beldesini korumuş, az bulunur bir gönül adamın karşısına gerçeğin aynasını koyarak görüntüyü netlemek istedim. Derler ki, göz kendini görmez.
    Hele hele sadece yıkıcı eleştirinin egemen olduğu zamanımızda, yüreklendirici bir kaç söz söylemek için yazmaya başladım. Böylece bitirmek istedim. Sizi seviyoruz.
    Takmaadlar daha enterasandır halk tarafından yakıştırılmıştır ama, kişiyi tüm özellikleriyle tanımlar
Çapraz Mehmet, pepe Ali efendi, ardıç kuşu Fadime,poyraz Osman,lavgar Hasan,cofili Mehmet
Mut'a gelişimde konuşmaya imkanımız kısıtlı olduğundan, belki de yazmayı seçtiğimi kabul ediniz. Yazarken, çizerken, konuşurken sizin güncel başarılarınızı ölümsüzleştirmek hep idealim olmuştur. Beni de böyle anlarsanız sevinirim.
Sevgiler, saygılar. Öperim.
E. Aydın, 12Haziran2001
İÇEL VALİSİ SAYIN ŞENOL ERGİN
    İçel'in Mut ilçesinde, 1920 yılında doğdum. Doğduğumyerin,taşına toprağına,insanına sonsuz sevgim saygım, gönül borcum olduğunu düşünüyorum.
    13Şubat sevgililer gününden buyana çocuksu duygularların cenderesinde kıvranıyorum. Emekli, bir resim öğretmeni; sevgilisine ne armağan verebilir diye uzun uzun düşündüm.! Armağan verme işi, benim babadan kalma huyumdur.
Daha önceki yıllarda; emekli mühendis öğrencimle Mut'a Pınarbaşı'ndaki röliyefi , sayın belediye başkanının korumasında kırk günde, gerçekleştirdik. Çam sakızı çoban armağanı...
    Mut'un peyzalarını yaptım, belediyeye sundum. Ama, Mut aşkım, edimlerimi eksikli buldu.! O'na, yeşil bir bürüncek sunmağı düşledim.
    Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayağını uzatmış ironik özdeyişi örneği; yeşil bir mut sloganıyla yola çıktım. Sayın Mut belediye başkanının özverisine sığınarak, düşümü, kendilerine açık yüreklikle yazdım. Düşüncemi sevdiler, saygı duydular. Okullar, özel ve tüzel kişiler, sivil toplum kuruluşlarının katılımlarıyla, bir kampanya başlatmağı söz verdiler.
    Aynı evrensel ve otantik duyguları sizinle de paylaşmak umusuyla yazıyorum. Cesaretimi bağışlayanız.
Mut kaymakamı sayın Muammer Sönmez, Mut belediye başkanı sayın Selahattin Aslan, idealist, çalışkan, gönül adamlarıdırlar.
Yeşillerin, mavilere uyandığı şu mevsimde, doğaya katkıda bulunmak için çaba verecek yetke sahiplerini, yüreklendirmek için zaman  zaman  telefon etmek, lutfunda bulunursanız; Mut'u, Mut 'luları, beni gönül zenginliğiyle yüceltmiş olursunuz.
En derin saygılarımla.
Ethem Aydın, 4Mart2000
SAYIN KEMAL DEMİRBAŞ
MUT ORMAN İŞLETME MÜDÜRÜ
    Yarın, yeşillerin mevilerle buluşma şöleni var bütün yurtta.. Kutlu Olsun.
1920Mut doğumluyum. Resim öğretmeni emeklisiyim
Mut'a gelip giderken, Kurtsuyu köprüsünden sonra bir bozkır görüntüsü, beni hep üzerdi.
Bu yıl, sayın belediye başkanı Selahattin Aslan'a, önce yazıyla, sonra sözlü olarak burayı ağaçlandırma özlemimi anlattım. Düşüncem ilgi gördü. Sayın kaymakama da ayrıca duygusal bir mektup  yazdım.
Bilinen öyküdür, adam damdan düşmüş, derin ağrılar, sızılar içinde kıvranıyor inliyor; çevresindekiler, gelen gidenler önermelerde bulunuyor. Doktorun biri geliyor, yaralar hep depreşiyor duruyor ama sızılar bitmiyor, artıyor. Adam derin bir soluk alıp inliyor of of bana bir damdan düşeni bulun diyor.
    Düşündüm ki, ağaçlandırma işlerini sizler bilirsiniz, öncü olursanız, yüreklendirirseniz, özlemliler kısa bir süre sonra özlemlerine kavuşur. Dahası;  sevgili Mut'ta yeşil bir bürünceğe kavuşur diye düşünüyorum..
Pelintepe girişindeki öksüz tepenin yeşertilmesine katkıda bulunmayı düşlünüyorum. Ödentim ne olabilir, nasıl olabilir?
Bana ulaşmayı düşünürseniz Çetin muhasebe bürosu yardımcı olur, akrabamdır. Beni okuduğunuz için teşekkürler, saygılar, sevgiler.
E. Aydın, 20Mart2000
SAYIN MUT KAYMAKAMI
MUAMMER BEY
    Okuttuğum, liseyi bitirttiğim Çaltılı köyündeki kızımıza iş bulun demeyeceğim.
    Sergilerimden resim satın almaz mısınız da demeyeceğim.
    Uyumsuz, illegal bir iş de teklif etmeyeceğim.
    Devletime yardım etmek, doğduğum kentin yeşillendirilmesine nakitpara yardımı yapmak istiyorum
    Siz Mut'ta devleti temsil eden mülki amirsiniz, bana yardımcı olamaz mısınız?
    Orman bakanlığı dahil, Adana, Mersin başmüdürlüklerine yazı üstüne yazı yolluyorum. Ya yanıt yok, yahutta telefonla gelin görüşelim deniyor. Bu görev kutsal, saygı duyulası bir konu değil midir? Niçin büroksasiye takılıyor? Birey duyarlığı rencide ediliyor.
    Eğer ben, Türk Hava Kurumuna, yahutta Kızılay'a bu başvuruyu yapsaydım, eminim bir haftaya kalmaz saygıyla adresimde olurlardı.
    Benim anladığım kamu görev bilinci budur.
    Beklediğim yanıt: "Şu miktar parayı, felan bankaya yatırınız, varsa ağaç dikilmesini istediğiniz yeri lütfen bize yazın, teşekkürler."
    Geçen yıl bir dost yardımıyla, Mut'a 2000 ağaç diktirmiştim, bu yıl da olabilirse, Silifke'den Mut'a girişte, yeşil öksüzü deveci tepesini giydereyim demiştim. Çocuksu duyarlığımı hoş görüp, belki de duygulanır yardımı düşünürsünüz umusuyla, sizin değerli zamanınızı aldım. Saygılar, sevgiler
E. Aydın, 27Aralık2000
SAYIN MUAMMER SÖNMEZ
MUT KAYMAKAMI
    Kıymetli çağrınızı aldım. Genç kuşaktan bir gözlemciyi sizler gibi gönül adamlarıyla tanıştırmayı görev bildim. Şahsınıza bütün hemşerilerimizin kaysı bayramını gönülden kutlar, sevgiler ve saygılar sunarım.
Yine mevsimler döndü
Mut'ta, kaysı bayramı bugün
Güneş yağıyor pul pul benek benek
Çınarlar altında şölenler sürecek üç gün
Zurnada otantik ezgi,
Kızlar mengide bel kırıyor
Davulun tokmağı, Mut'lunun nabzında coşku, Karacaoğlan parkında. Otogardan konuklar akar, yurdun dört bucağından onur verirler Mut'a, Mut'luya.
Üç pınar bir pınarın koyu yeşil gölgesinden, ünlü saz ustaları ışıklı kıvrak türkülerle geçer, ebem kuşağı.
Yeli var Karacaoğlan dilinde; gönlü, yediden yetmişe sonsuz sevilerle yoğunlaşır Mut'lunun...
Mutlu Ethem Aydın, 1Haziran2001
MUT'TA PINAR BAŞINDA YAPILMASI
KARALAŞTIRILAN KIRK METRE KARE ALAN
ÜZERİNDEKİ RELİYEF PANO ÜZERİNE BİLGİ.
    Kadim tarihi şeridi içinde çok ayrıcalıklı bir yeri olan Mut, tarihin derinliklerinden günümüze otantik bir soluk taşır.
Kalesi, Balabolu kral mezarları, Alahan, Dağ pazarı, kiliseleri, çömelek köprüsü ve sayısız antik kalıntılarıyla bir açıkhava müzesi görünümündedir.
    Mut belediyesi bu zenginliklere bir atıf olarak küçük sayılmayacak bir anıt projesini başlatmış, hemşerimiz emekli Resim Öğretmeni Ethem Aydın ve Jeomorfolog heykeltraş Rafet Van'ı görevlendirmiştir. Proje beş bölümden oluşacaktır.
Yörükler, seyirlik oyunlardan esintiler, yöre folkloru yine Topografik çizgi içine, yine röleyef olarak, taşın yalın yapısını bozmadan işlenecektir.
    Kaysı bayramı nedeniyle projenin antik bölümü merasimle açılmıştır. Çağdaş anlamda bir tamtacı ailesi heykeli, yöresel taşlarla yapılacak Pınarbaşı'ndaki mutasaver yerine konulacaktır.
    İçeriği böylesine dolu bir yapıtın oluşmasına fırsat veren Mut belediyesini ne kadar kutlasak azdır.

BU İŞ NASIL OLMALIb2-10
    Alan çok geniş. Acele çalışmağa başladığımız için dizayn yapamadık. Yaptıklarımız alana dağılamıyor. Motif bulmakta zorluk çekiyoruz. Ayrıca motif ve konu bulunsa ile, taşı yontmak yardımcı güç istiyor. Sanatçı dostumuz paylaşmağı istemiyor. Çıkmaza düşüyoruz. Aslında hem de çıkar çatışması gündeme geldi. Ben böyle bir işe organizasyon olmadan soyunmamalıyım. Soyunmamalıydım. Çok çok güzel güzel işler ortaya koymağa açık olan Rafet'i küçük çıkarlardan uzaklaştıramıyorum. Aslında Rafet için yola çıkmıştım. O'nu isme ulaştırmak için yüreklendirmiştim. Şimdi ise Rafet hemen imza peşine düştü. Benben demeğe başladı. Tevazu'u unuttu. Beni az da olsa dışladı. Ortada basit bir çevre dizaynından başka bir şey yok iken, birçok şey yapılmış havasına girdi. Açılışı bile O teklif etti. Halbuki bu açılış eserin bitiminde kendine yakışır bir üslup içinde yapılmalıydı. Önümüzde çok yol var. Bu şekilde nasıl yürüyeceğiz? İşin akışını ve devamlılığını ve de esas finansman konusunu organize edecek olan ben'im. Finansman böylesine geniş çaplı bir iş için erken ortaya getirilirse bu güzel iş korkarımki durabilir. Zira karşımızdali insanlar sanata taşne değiller. İyi insanlar, müşfikler, ama sanata karşı haklı olarak çok duyarlı değiller. Zira onlar bir yerde siyasidirler. Büyük rakamlara karşı duyarlıdırlar. Ama işin bitiminde yine de kademeli olarak iyi bir parayı ödeyecek yürekliliktedirler. Bizim zoru kolay kılmağa yatkın olmamız hatta gerekirse sembolik değerle bu işi bitirmemiz, Rafet için şarttır. Aslında Rafet için bu, bulunmaz bir fırsattır. Çünki sanatı böylece kısa bir yoldan vesika edilmiş olacak. O'nun başarısıyla ben de övünme fırsatı bulacağım. Rafet'i Rafet olarak muhafaza etmek çok zor. Bu çizgiye kadar işveren çevreye karşı koyduğu tavırları kolay atlattık, ama zor oluyor. Bir yerde Rafet işi durdurmağa kalkabilir. Bu durumda bu işi nasıl bitireceğimi de düşünmek durumundayım.

SIRASIZ NOTLAR
    Mut olayı çok çok iyi gelişti, bu bana Tanrı'nın bir lütfü oldu. Bir garip rastlantıyla başladı. Benim organizasyonum ve öğrencim Rafet Van'ın insan üstü çabalarıyla bitti. Olay elli metre kare bir alanda başlatıldı. Küçücük, yetersiz araçlarla, kırk günde, hatta çalışmalarıyla, Mut halkının beğenisi önünde geçti. Çok görülen, bir tas su içen herkesin, hemen hemen her gün karşısına geleceği, bakacağı, güncel insan davranışlarından soyutlanmış, uzun yıllar yaşama şansına ulaşmış bir eser odu. İçerik bakımından belki baş yapıt değil ama emeğin ve özverinin, doğaçlama yaratı gücünün ürünü. Benim, yerinde önerilerim ve sanat adına yönlendirmelerimle oluştu.
    19 Eylül 1992 günü Çukurova Üniversitesi 'nden Sayın Tuncay Özgünen'in çabalarıyla, rektörlük bazında gidildi. Mut'ta dinlenildi, gezildi, yemek yenildi. Bütün bunları, Mut'un çok değerli genç Belediye Başkanı Selahattin Aslan'ın da inanmasıyla yaptık. Otobüs verildi, yemek verildi ve tekrar üniversiteye, aynı gün dönüldü. Röliyefin açılışı yapıldı. Bana ve Rafet Van'a hayatımızın en güzel ödülü olan plaket verildi.
    Konuklara ben Mutlu'yu anlattım. Bu ulu çınarlar, Mutlu'nun danışmanlarıdır. Sevinen, canı sıkılan, işinde yorulan, çıkmazı ve Mut'u olan her Mut'lu, bu çınarların altına koşar, onlarla her şeylerini paylaşmaktan zevk alır. Mutlu'lar birer filozofturlar, ulu dostları sayesinde. Ben de yetmiş yıl önce, onların gölgesinde mevsim mevsim dolaştım, danışarak doğru bildiğimi yakaladım. Güncel olaylar yapraklarda, dün, gövdelerde, yarın, dallarda oluşur. Kendi görkemli diliyle yazılmış, okuyanı, dili çözeni bekler, her çıkmazın çıkarları vardır orada. Mut'lu, bu dili bilen kişidir. Böylece, bu evrensel doğa üniversitesine hoş geldiniz derim, ulular adına. Sarı yapraklar dünü, yeşiller bugünü ve yarını. Ulu çınarları, derinden akan bol ve soğuk pınarlarıyla, burası bir cennettir, bir çay içimi uğranan. Burada canlı cansız her yaratılışın dili vardır konuşulan.
    Anektod : Eski yerleşim alanları, zevk, estetik, insan varlığı üzerine kurulmuş. Özgün insanın ayak izleri var her yerde. Dekor o kadar vurucu ki, oyuncuları düşünü sınırlarımı aşıyor. Işık, ısı, ses yankısı, havalandırma ufuk öylesine güzel, kayalar salt sevginin sıcak ellerinde, bin bir cümbüş, bin bir anı olmuş. Yaşam tanrılar düzeyinde. Akmış sanki. Burada onlar tanrılar kadar özgür, onlar kadar sorumlu yaşamışlar. Biz insancıklara bin bir mesaj vermişler. Nedense her zaman buldukça, onlara yine geliyorum. Geleceğim, gerekçem net değil. Ataların izi aranmaya geliniyor, evler konfordan arınmış. Zamanın doruklarında saklanmış bir şifre bunlar. İçimde bir yücelti, huzur, dinginlik, zamanda zamansızlığı yaşamak ne güzel.
E. Aydın
SEVGİLİ RAFET VAN
    Yaşam ne güzel şey! Doğa ne denli öğretici, kendi asıl paralarının toplamından daha fazla olan bütünleri oluşturma eğiliminde. Parçalar ayrı ayrı güzel, ilgi çekici ama tüme vardıklarında bir başka görkemde ve görüntüde. Kuşkusuz insan bir amaç için şablone edilmiş, ama bir yönü varki şaşılası. Görüyor, duyuyor, yorumluyor, her dem ayakta, göre göre görmeyi, seve seve sevmeyi, duya duya duymayı öğreniyor, yorumladıkça hinterlandı büyüyor, büyükdükçe bir başka büyüklüğe eriyor. Bakar kör olmak bence kişinin ölümüdür, bugün sizleri daha çok sevebiliyorsam, doğayı hayranlıkla, her dem taze tınılarıyla algılama gücümden geliyor. Herşey ve olay her an taze ve yeni bir görüntüde, görüntüler toplamı ise beni kaynağıma, pınarlarıma yani sizlere götürüyor. Yüreğimizin yettiğinden çok sevme hem zor hem de sonsuz zevkte. Rafet'ciğim yaratılış kaosla başlar denir de, kaosla yani büyük patlamalarla sürer denmiyor. Aslında yaşam sudaki burgaç, gökteki viriller sistemiyle doyumsuzdur.
Bir düzelik doğanın kendinde yoktur. İnsanda onu yineleyen bir konumda olduğuna göre durağanlığı sevmez. Bir martı gibi, rüzgarda inerek, çıkarak, süzülerek uçmak ister. Ama hep uçmak ister.
    İnsanın var olduğundan beri bu kuram geçerli. Mağara duvarları ilerlemeler birer macera olarak başlar, kişiler bu deneylerde ölseler bile insanlık ünlenir. Bayrak yarışının bir etabında pırıltı kazanırlar. Rafet Van bu çizgiye kadar iyi bir gözlemci oldu, körün ağaçtan düşüp gözü açılması gibi, şimdi uygulamacı çizgisine geldi. Yumurtadan yeni çıkmış bir tırtıl gibi kemirgen ve obur.
Ben aslında çok zor bir görev içindeyim, böylesine atomik, böylesine nükleer bir gücü ve canavarı kanalize etmeye çalışıyorum.
Aslan veya kaplan kafesindeyim, her an bir kol ve bacağımı kaptırabilirim. Bu bağlamda bana birilerinin  yardım etmesi gerek, beni çok sevmek yetmez, beni de iyi dinlemek, bazı değişmezlere saygı göstermek gerek. Örneğin hiç bir zamanda sanat kuralsız olmamıştır.
    Hemen "Altın Oran" isimli kitaptan bir tane edin. Doğada, bilimde, sanatta altın oran (Mehmet Suat Bergil). Her paragrafı anlamana gerek yok, anladığın kadarı da bana yeterli. İlk buluştuğumuzda lütfen bunu yapmış ol. Kafese dönüyorum, bu kesimde bir kaç yara aldım.
    Henüz olgunlaşmamış, tümlüğe ulaşmamış bölümün açılışını beni aşarak empoze ettin, Rafet Van imzasını erken ve beni dışlayarak kullandın, tevazu, ılımlı olma anlaşmamızı bozarak, başkanın bize hizmetle bizzat görevlendirdiği kişiyi, bana ulaştığı kadarıyla azarladın, o da bire bin katarak yerine ulaştırdı.
    Türkyılmaz kafilesiyle ilgili sürtüşmemiz de cabası.
    Bütün bunlar işmizi bozmaz, kötü bir ihtimal bozsa bile sana ben birşeyler ödeyeceğimi önce söz vermiştim, yine de sözümde duruyorum. Ne istesen de istemesende ben onu ödeyeceğim.
    Ben epeyce yüksek düşünürüm, eserin bitiminden sonra görkemli bir açılışı düşünüyordum, böylece ikinci açılış yersiz olacak.
Sizden ricam, ben gezide iken sizi ararlarsa benim dönüşüme kadar bir şey vaat etme. Onlara bayram tebriğinde yazmıştım, bu seranomilerin yorgunluğunu ve bayram yorgunluğunu çıkardığınız zaman bize bir telefonunuzun yeterli olacağını yazmıştım, bundan sebep biz şimdilik beklemede olalım. Sanırım biraz da fiyat karmaşasına düşmüş olabilirler. Çünkü biz henüz yapılmamış bir iş için fiyat veremezdik, vermedik. Ama işin çapını onlarda görünce bunun gerekliliğine inanmış olabilirler. Gündüz sekiz saat, gece beş saat emek aslında çok çok pahalı olması gerektiğinin bilincindedirler. Aslında, biz işin şerefi için soyunmuştuk, o kısım şu haliyle bile çok kalıcı oldu. Duvara kazıdıklarımızın bir anlam getirdiğini diyemem ama, o lahit kapağının oraya yerleştirilmesi bile yalnız başına beğeni getirdi, çevreyi değiştirdi.
    Sonuç olarak, seninle ne kadar övünsem azdır. Sağol, varol.
    Ankara'dan bir araştırmacı telefon etti, pantantifi çok beğenmiş, ama üzerindeki 1992 tarihiyle neyi kastetdiğimizi soruyor, yuvarlak birşeyler konuştum ama sana da sormayı yerinde buldum.
    Seni öper, hanımefendiye saygılar sunarım.
E. Aydın, 17Haziran1992
RAFET'CİĞİM MERHABA
    Zamanımızdan binyediyüz yıl önce, Eroastrat isminde bir kişi Efes'i yakmıştır. Kitaplar öyle yazar. Efes alevler içinde yanarken bu kişi yangının içinde bir kuleye çıkarak aşağıdakilere haykırmış, "tarih beni unutmayacak, Efes'i yakan Eroastrat diye yazacak" demiş.
    Rafet'ciğim, hayatın ağırlığı da, hafifliği de bu tümcenin anlamında yatar. Eğer bir sıvıdan, bir gazdan daha hafif olan insanı ağırlıklarla donatmazsak insanlık tarihi bir düze doğum, ölümlerle sürer giderdi. İşte bu teviyeliği yenmek insanlıktır. O kişilerdir ki, tarihi daha irtifalı tavana ulaştırmışlardır. Onlar çadırımızın direkleridirler.
    Sanatçı, belirsizliğin müphemiyetin emzirdiği çocuklardır. Sıradan gerçekliğin üzerinde gezinirler. İşte o ezeli gerçektir.
Onbin yıl önce veya onbin yıl sonra, şu bendeki heykeliniz bir kazmanın ucuna gelseydi, veya Mut'taki frontal arkeoloji bir kazıda insan eline değseydi! şimdiki suskunlukla ölçülemeyecek bir sevinç bir mutluluk kaynağı olmaz mıydı???
    Bende sıradan, alelade bir insancığım, ama büyük düşünmeye başladığım zaman öylesine iç boyut kazanırım ki, kendime hayran olduğum olur.
    Herşeyi, herkesi sevmeye çalışırım, yapabildiğimce üretenleri, hayatı sevenleri sever sayarım, kişilik çatışmam olsa bile. Böylece kişileri verimlilik derecesine göre sıralarım. Verimlilik insanlık çizgisinde sınır bulur. Bu bağlamda ben yalnız adamım sevilmemi ikincil tutarım. Methiyeleri eğretilerim, çünkü ben kendimi sıfır noktada ararım, orası kanımca çok çok sağlam bir mekandır. Kaybedeceğim yoktur, kazanırsam mutlu olurum.
    Bu durum da benim için hiç anlaşılmayan yönümdür. Yine bence bile.
    Sıradan iyiyik yapmayı sevmem, bana dilenciye sadaka verir gibi gelir. Ama kahramanları gördüğümde, duyduğumda canımı veresim gelir. Benim kanımca dünyamız kahraman sıkıntısı çekiyor, çevremiz yalancı, bir atım barutu olan sözde kahramanlarla dolu, hepside diplomalı. Ömürleri çağın içinde kalacak ve unutulacak. Medeniyet terihine ve sanat tarihine bakarsan bir avuç kahraman görürsün, çoğu da isimsiz ve anonimdirler.
    Marifet odur ki, onların içinde olmayı amaçlayacak kadar basiret sahibi olunsun. Evrensel dolgu doğru budur, bu çizgidedir. Üst tarafı lafu güzaftır. Ethem hoca paranın hepsini aldı yedi, seni sömürüyor, seni taşçı ustası gibi kullandı, oradan çok aldı, sana az verecek, bunlar beni bağlamaz. O iyi gün dostlarına derim ki, yıllardan beri Rafet yanınızda çevrenizde idi, niçin bu yetisini tanımaya çalışmadınız? niçin yüreklendirmediniz? Bu nükleer güce bir defa olsun kendisini kanıtlamak fırsatını açmadınız? Şimdi bile hala neden yanında önünde değilsiniz?
    Bana gelince, kesin kez beni bunlardan sebep sevmeni istemiyorum, sevgide karşılık beklemek benim felsefeme uymaz. İnsanlık adına bir hayli yol yürüdük, engebeler çok olsa bile bu çizgide durucu değilim, gücümün ve sağ duyumun yardım ettiği çizgiye kadar yolu açmaya devam edeceğim, bana lütfen inanmaya devam et. Sen önüme set koyma!
    Örnekler: Sergileme dediğim bibloların sergilenmesi. Mut'taki çalışmamızda bordür olayında direnişin. Yapıtın tümünde birlik ve beraberliğin göz ardı edilmesi. Evrensel kuralların dışlanması. Parçalar bütünlüğü ile tüm arasında doğan basınç farkları. Dahası çevrende oluşan dar ve kısa çıkar dedikodularının seni ilgilendirmesi. Senin tarafından yanıtsız kaldığı gibi, bu utanç verici dedikoduların bana ulaştırılması. Güncel bir iletişimsizlik, dünkü konuşmamız içinde de oldu.  (*)
    Belki bu gerçekçi yazımda, bir takım yalın iletişim eksiklikleri bulacaksın, ama o benim eksiğim değil. Yakınlık çizgimizi ırgalamaz.  Seni öper, çalışmalarınızda başarılar dilerim.
E. Aydın, 8Eylül1992
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ SAYIN
REKTÖRLÜĞÜNE ADANA
    Taşelinde, antik kalıntıları, folklorik özellikleri, yalın doğası ile küçük ama canlı bir beldemizdir Mut.
Tarih boyu gelip geçenlerin, bir çay içimi de olsa dinlenceyeri olmuştur pınarlarımız,çınarlarımız
Bugünün ve yarının gören gözleri olan sizleri, bir sonbahar çayı içmek için Mut'a çağırıyorum. Gelirseniz Mut'luyu daha mutlu eder, bir bayram atmosferi içinde ağırlamak fırsatı ve şerefi verirsiniz bizlere.
    Ondokuz Eylül Cumartesi günü, eğer uygun bulursanız, elli kişilik otobüsümüz saat dokuzda sizleri almak için Balcalı'da olacaktır. Günün programı:
 Cumartesi günü saat dokuzda Balcalı'dan hareket
 Oniki de Mut'a varış,
 Mut'un mesire yeri Karaekşide öğle yemeği,
 İstenceye bağlı Ören gezisi(1015km civarı)
 Pınar başında yapılmış Relief Panosu'nun açılışı,
 Halkla bütünleşmiş folklor gösterileri, otantik dinletiler, ezgiler,
 Veda çayı sunu. (Bütün sunular pınar başında, çınarların gölgesinde),
 Aynı araçlarla Adana'ya hareket.
Saygılarımla
Mut Belediye Başkanı ,Selahattin Aslan, 10Eylül1992

SAYIN KÜLTÜR BAKANIM
KIYMETLİ HEMŞEHRİM
FİKRİ SAĞLAR  
    Siz genç ve dinamik kuşağın az bulunur nitelikte, kıymetli bir temsilcisiniz. Bir ülkenin var veya yok olması kendi öz kültürüne yaklaşımından geçer. Ellili yıllardan beri hata üzerine hatalar yapıldı ve çapraşık durum ortaya çıktı. Hiç bir siyasinin ve faninin sorumluluğu, sizinki kadar kutsal ve önemli değildir, kanımca. Bunun bilincinde olduğunuzu düşünerek, endişe ve beklentilerimi size ulaştırmak istedim.
    Bildiğim kadarıyla ve inancıma göre kültür, siyasi bir çizgide düşünülmemesi gereken, halkların özbenilerinde yerleşik tinsel bir olaydır. Yönlendirilmeside aynı bağlamda olması gerekir. Kültürdeki her oluşum ve gelişim, değişim bireye aileden, oradan da topluma, kendi içinde korunarak ilerler, siyasi düzeye böylece yaklaşır. İşte size düşen bu yansımaları çok ince, hassas antenlerle toplayıp değerlendirmektir. İşiniz o kadar zor, o kadar nuanslarla dolu ki, yanılgınız yılların ötesinden duyulur.
Size güncel bir kaç örnek vermeye çalışacağım:
    Sonbaharla beraber yörelerimizde yoğun bir kültür şenlikleri başladı. Ama halka rağmen halktan uzak. Geçen yıllarda Mersin'de Karacaoğlan üzerine bir sempozyum vardı, Ankara'dan, İstanbul 'dan yolluk alarak çok sayıda öğretim üyesi, sırayla kalkıp ellerindeki notlardan birşeyler okudu, oturdular, ama asıl Karacaoğlan diyarından bir muhtar ve bir kaç kişi orada eğretileme bulundular. Öyleyse sorulabilir, bu toplantı neden üniversitede değildi de Mersin'deydi?
    Yine geçenlerde onbeş kadar ressam sanatçı seçtiniz, onurlandırdınız, neye göre seçtiniz? Türkiye binbir memeli bir anadır, emzirdiği çocuklar öyle bir bakışta gözükmezler. Karacaoğlan, Veysel ve nice niceleri yaşıyor bu ülkede. Mersin'in Mut kazasında, sayın belediye başkanı Selahattin Aslan'ın kişisel çabalarıyla, akademik kariyeri olmayan Mersin'li Rafet Van, pınarbaşında iki ay geceli gündüzlü çalışarak otantik karakterde doğaçlama bir relief panosu ortaya koydu, bir baş yapıttır iddiasında değilim ama yerine öyle bir oturdu ki, pınar başına her gelen, her su içen doğrulup bakıyor. Bu kişiyi sizin keşfetmeniz için uzun çabalar verdim, ulaşamadım, ulaştımsa da etkisiz kaldım.
    Mersin'e bir Karacaoğlan heykeli kazandırdınız, var olun sağ olun, ama heykel Karacaoğlan imajını bozuyor, duyumsal yönü eksik.
    1950'lerden beri Türkiye genelinde dikmeye çalıştığımız büst ve heykellerden bu heykelin ne farkı var. Çağdaşlık neresinde?
Mut olayı bu bağlamda halktan halka ilk kültür olayıdır.
    Şimdiden anonim olmuş, halkın beğenisini kazanmış, bir bakıma halk jürisinin süzgecinden geçmiş, arkaik ve antik çağların birikimleriyle çağdaş bir yorum olmuştur.
    Sözümü burada kesiyorum. Hoşgörünüze sığınıyorum. Ben bir sanatçıyım, duygusal olmuş yersiz yargılarda bulunmuşsam beni bağışlayınız.
    Saygılar, sevgiler sayın hemşehrim.
E. Aydın, 16Eylül1992
SEVGİLİ DOĞAN
    Bir dergide, bizim Mut relief panosu hakkında uzunca ve detaylı bir yazınızı okudum. İlginiz saygıya layık ,var olun sağ olunuz. Ancak bana ters gelen şey, sanki hep beraber birazda iç içe olmamıza karşın olayı yanlış yorumlamışsınız.
    Ondokuz Eylül dahil, yirmibeşine kadar matbuatta epeyce geniş yankısı oldu, diğer gazeteler arşivimde olduğu için size bir bölge gazetesinden doğru yorumu sunuyorum, bunu bir teksip olarak değerlendirebilirsen bir diğer yazınızla konuya tekrar yaklaşabilirsen yapıtın geleceğine katkıda bulunmuş olursun.
    Zira bu yapıt devlet arşivine girme yolunda, dibahçesinde ise ve yine ikinci kanal televizyonunun verdiğine göre, relief Türkiye'nin Anıtkabirdeki relieften sonra ikinci büyüklükte reliefidir.
    Halktan başlayıp halka ulaşması da cabası.
    Yine bilmen gerektiği üzere, Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü, artı güzel sanatlar bölüm üyeleri de jüri bağlamında orada idiler. Sizi de yanımızda görmek istedik ama galiba rahatsızlığınız engeldi.
    Bu yapıt başından sonuna kadar bir ekipman çalışmasıdır, sizin sehven yaklaşımınızda olduğu gibi bakılacak olursa gönüllerde bu muhterem çalışmaya gölge düşürmüş oluruz.
    Tahmin ettiğime göre üç yıl seninle beraber çalıştık, yine kırk yıl senin bir kaç eserini dosyamda saklayarak, şerefli bir günde size sunarak, ben kendimi ve sevgimi kanıtlamış oluyorum. Bundan sonra sıra sizde.
    Ekteki gazete yazısı sanırım Yeni Adana'dır. Sergi davetiyenizi aldım. Açılışta Anakara'da bulunmaya çalışacağım. Zira, ben Doğan'ın eline ilk fırça verenim.
Öperim, acil şifalar, başarılı çalışmalar dilerim.
E. Aydın, 29Ekim1992
SEVGİLİ RAFET VAN
    Bu sabah, günlük programı düşlerken, aklıma senin yaralarına bir melhem olur umusuyla; bir tür sanat etkinliği yapılamaz mı düşüncesini sana yazdım. Mektup geri geldi. Süreyya hanıma telefon ettim, sana ulaşmak için. Yanıt alamadım.
Sonra Doğan Akça'ya durumu açtım. Senin ticaret odasıyla bir bağlantı içinde olduğunu söyledi.
    Sivil toplum örgütlerinden birinin çağdaş yaşamı destekleme derneği.Ali Merze. veya bi benzerlerinin şemsiyesi altında bütün yapıtlarını kapsayan: açık artırmalı bİr sergi açılabilse, kuruma da bir pay tanınsa, sanırım, beşaltı mİlyarlık bir çizgi yakalanabilir diye düşündüm. Seni seviyorum. Öpüyorum.
    Not:  Çağdaş yaşam gibi, Ali Merze gibi bir sivil kuruluşun  çağrısıyla artırmalı, organize, satışa açık bİr Rafet Van sergisi. "Mersin'li hemşerimiz Rafet Van, önemli iç nedenleriyle yapıtlarını, açık artırmayla satışa sunmuştur" denilecek. Organizasyona bir katkı payı da düşünülerek, önerilirse çekilen sıkıntılarına bir katkı olur mu ? diye düşündüm.
    Bu çocuğun sıkıntısı çok büyük, bir gün bu yükün altında ezilir kalırsa ,uzaktan yakından bizlere de suç payı düşer. Sevgilimiz, dostumuzdur.
    Bu olayın başlatanı,çağdaş yaşamı destekleme derneği olursa, daha bir anlamlı olacağını düşündüm.
Kendisiyle, münasip bir dille konuş, anlatmaya çalış. İsterse gereğini yaparız. Sizleri öper, yanıt beklerim.
Bende, Rafet'in bir heykeli de var onu da koruz.
Ethem Aydın, 19Nisan2001
SEVGİLİ VE KADİRBİLİR DOSTUM VAN.
    Servantes, Donkişot'un bitiminde, "offf meğer benim büyüklüğüm dertlerimin büyüklüğüymüş.."  der. Yine bileceksin, kıral, Donkişot'a değirmenlerle savaşı yasaklamış, karşılık olarak ailesiyle birlikte yaşaması için bir büyük, çiftlik vermişti. Bu söz orada geçer.
    Rafet Van'ın büyüklüğü, dertlerinin büyüklüğüdür. Benim küçüklüğümse, aşağılık duygusu, sendromudur. Çaresiz dertlerdir bunlar. Beraber yaşanacak...
    Mektubunda yazdıkların, insan Rafet'in iniltileri, gerçekleridir. Sıradandır, iç avuntusudur, onun için, ben yalınız satır aralıklarını okuyarak, duygulanarak yanıt vermeyi deneyeceğim.
    Biz insanlar, çok genciz. Hayvan kardeşlerimizden biraz ileride..İrade, mantık, düşüncede, iletişim kusurumuz hep vardır. Severken döver, söver; döverken de severiz.
    Uzamda, yani, dünde, günde, bu denli, güçlü, sıcak, anıları olan, insanlar, mutludurlar. Siz gibi, ben gibi. Zamanda, yani belirsiz geleceklerde; sevginin ebrulu kanatlarında, mavilikler bizimdir.
    Bana, bozuk makina başında iki sayfa, hem de dolu dolu iki sayfa zehir zemberek yazı yazdıran, sevgi değil de nedir.?
Günlük sorunlarımız, hepimizi karamsar yapar bu canlının psikolojisinde vardır.  Bir şey daha vardır; sevgi ve bağışlayıcılık,  haklı ve haksız olmak önemlİ değil; çünkü iletişimde zaten zorlandığımız bir gerçek...
    Bellİ bir yaşa ulaşan insanları eğitmeye kalkmak yerine, olduğu gibi sevmeyi denemek akılcı olur. Ben seni severken, överken hep böyle yapıyorum. Sizin duyarlılık ve sitem, bazen de hakaret dolu doğa ve birey betimlemeleriyle süslü, mektubunuzun benzerini yazmak, benim için de pek zor değil; ama kime ne kazandırır.!   
E. Aydın, 5Mayıs2001
SEVGİLİ RAFET
    Sizin bana kızarak daktiloyla ortaya koyduğunuz yapıt, bir yazın harikası.. İroniler dizgesini sevginin ılıcak suyunda öylesine banyo yapmış, ölümsüz iksirlerle yalıtmışsın..
    Geçen akşam Aydın Sanatevi'nde bir dostlar sofrası kurmuş, eytişim içinde konuşurken bir mektubunun da okunmasını istedim. Doğalki övünme nedeniyle.    Tekrar okundu, dinlendi, alkışlandı. Bir dergi sahibi de dergisine koymak istedi.
Rafet, öteden beri sen sıradan değilsin. Ancak tirene ters binişin gibi, peyzajları sonradan görmeğe devam ediyorsun. Güzel sanatlarda aldığın yol, tırmanıştaki sabır çoğumuzda yok.
    Önceleri kömür bulmak için yola çıkmıştın, şimdi ise altun buldun. Harika çocuk, seninle övünmeğe hakkımız var. Ülke sanatına büyük katkıların oldu. Bu bir övgüden öte uzgörüdür. Bunu zaman kanıtlayacaktır. Ethem Aydın, övgünün de sövgünün de nerede nasıl kullanılacağını bilecek kadar deneyim sahibidir.
    Parkurda koşanların çokluğuna bakma. Seçkin edimin doğru. Ters tirene binmiş olmak kadar bir suçun var. Yine bileceksin, tirene ters binenler küfürbaz olur, çevresine bozulur, yaratılışa kızar.
    Geçen gün cezanla konuştuk. Bana "Picasso öncümüz. Yol göstericimiz hocamız." demiş. "Benim de ne kadar beceriksiz olduğumu sanki bilmiyor gibi...." diyor. Şimdileri cezan bir ekoldür.
    Sana senin mektubunun suretini yolluyorum. Bir de sen oku...
    Gelecek mektuplarda daha akılcı yazılar göreceğim umusuyla öperim.
   Seni seven Ethem Eydın, 18Ağustos2001




BÖLÜM-2 KONU İNDEKSİ
Eğitsel ve felsefi Mektuplar-1 Eğitsel ve felsefi Mektuplar-2 Kendisine yazdığı mektuplar Eğitim üzerine Milliyetçilik ve Atatürkçülük üzerine Sanat üzerine Mut sevgisi-rölyef üzerine Sevgi üzerine
Kurumsal Yazışmalar Şehircilik üzerine Dost mektupları-1 Dost mektupları-2 Dost mektupları-3 Özlü sözleri Şiirleri Eserleri
Başa dön        Önceki Bölüm          Sonraki Bölüm